2 Nisan 2014 Çarşamba

Favori rujlarım



1. Maybelline Newyork 315 rich plum iddialı olmayı sevenler için çok çekici bir renk. Ama normalde fotoğrafta olduğundan daha koyu duruyor ona göre.


2. Maxfactor 825 pink brandy, yıllardır kullanmaktan bıkmadığım, bittikçe yenisini aldığım turuncu ve pembe karışımı harika bir coral ruj.


3. Mac ruby woo , klasik kırmızının en güzeli, en seksisi ama gel gör ki çok mat ve çok kuru. Dudakları da kurutuyor. Yine de kırmızısı bi şahane olduğu için lipbalmlarla kuruluğunu önleyebiliriz. Bu kırmızısı için bu çabaya değer.


4. Mac fanfare , foto efektleriyle oynadığım için tam rengi ortaya çıkmamış ama harika bir pembesi var. Ve ruby gibi mat ve kuru değil nemli bir ruj. Doğallıktan yanaydanız bu pembiş ruj tam size göre.

Hepsi daha fazlası için ya beklemede kalın ya da instagram hesabıma bir uğrayın. 

İnstagram: ella_stockholm

30 Mart 2014 Pazar

İnstagram günlüğü



Yaşlandıkça babaanneme benziyorum.. Çünkü büyüdükçe ve olgunlaştıkça onun söylediği her sözün aslında ne kadar anlam yüklü ve doğru olduğunu daha iyi anlıyorum. Eskiler ne dese ne söylese haklılarmış aslında. Başıma ne gelirse gelsin "nazar var sende nazar, oku üfle kendine" derdi. Türkiye'ye geldiğimden beri doktorlar gardaşım, hastaneler yoldaşım oldu. Kesin nazar var kesin. Ayağıma gelince eklem deformasyonu var dediler, zaten hiç topuklu ayakkabı giyemiyordum, artık hepten giyemiycem. Günlük hayatta bile topuklu ayakkabı giyenlerin ya ayağı çelikten yapılmış ya da benim ayak harbiden arızalı. Ya da kesin nazar var nazar.


Şuan gerçekten ama gerçekten tek ihtiyacım olan şey, şöyle güzel bir tatil yapmak. Geriye kalan herşey sizin olsun.




İşveç'te kar yağarken, Ankara'da baharı yaşamak paha biçilmez bişeymiş.




İç anadoluda doğmuş ve büyümüş biri olarak "ben denizsiz yerde yaşayamam" diyenleri pek ciddiye almaz hatta abarttıklarını düşünürdüm, ta ki ben de dört bir yanı denizlerle çevrili olan bir ülkede 11 yıl yaşayana kadar. İlk başlarda gerçekten insan boğulacakmış gibi oluyor. Kendimizi Melih Gökçek'in fışkiyeleriyle dolu yapay göllere atsakta aynı tadı pek alamıyorum. 




Havanın güzelliği, yemeklerin güzelliği derken işveç hiiiç aklıma bile gelmedi ne yalan söyliyim.

Daha sık yaz diyorsunuz da benden geçmiş artık . Halbuki eskiden öylemiydi yeni konular bulurdum, hergün zevkle yazardım. Ama bunda birazda blogger arkadaşlarımın bi çoğunun bloglarını bırakmasının da payı oldu. onlarsız tadı çıkmıyor. Twitter da kapatılmış, belki bu blog camiasının eski haline dönmesinde etkili olur. Bense daha çok instagramda oyalanmaktayım. Beklerim efenim ; ella_stockholm hesabım.

Not: oy kullanırken kime niye oy vereceğinizi iyi düşünün. Koyvermeyin, oy verin.

16 Mart 2014 Pazar

Angara'nın bağlarından selam olsun



Hellooo everybodyyyy ! Immm sizz türkler nasıl diyooorr, merhabaaa merhaba. Türkiye çuk kuzel, şiş kebab reallyy delicious, sultan ahmet yess fantastik ahdgshs :p 
Hahaha geldiğimden beri yabancı turistlerden farkım yok, herşey herkes değişik geliyor. Kendi ülkeme yabancılaşmışım, eyvahlar olsun.. Evet gençler artık sizlere daha yakınım, Türkiye'deyim. Heyoooo, artık bütün hediye sepetlerinden, promosyonlardan bana da gönderebilirsiniz sevgili makyaj markaları ve diğerleri. Ahahaha :)) şu bloğun balını bi de biz yiyelim, yıllardır yazıyoruz bi halta yarasın dimi :)

Uzun zamandır nasılsa kimse okumuyor diye yazmıyordum, meğerse millet gizli gizli, sinsi sinsi sessizce girip okuyormuş. Onları gün yüzüne çıkarmanın yolu da ara vermekten geçiyormuş bunu da öğrenmiş oldum. Bu post sizler için gelsin canlar.


Bu pamuk şeker de benim yeğenim, bütün tatlılığını benden aldı. ;) genlerime sağlık. 


Merak edenler için kısa ve hızlı bi şekilde anlatmaya çalışıcam.
Sonunda kavuştum memleketime. Yalnız Ankara İstanbul'dan daha soğukmuş.

Uçaktan iner inmez havaalanında kavga kıyamet koptu.. Havaalanı personeliyle yolcular birbirine girmiş. Heeytt bee geldik işte. Aha dedim işte burası Türkiye.. hoşbulduk Türkiye'm. Karşılama törenim böyleydi. 

Türkiye'ye ne diye geldin diyorlar ya;  her sokak başında bir çiğköftecinin olması bile yeterli bi sebep benim için��
Geldiğimden beri hunharca lahmacunlara, pidelere, kebaplara, hasret kaldığım herşeye saldırdım bugün. Bi kaç aya kalmaz obez olmazsam iyi.



Hayır bu yakışıklı manitam değil, kardeşim. Boyuna posuna kurban olduğum.

Evet ne diyordum. Hah bi de hava değişimi + yerimi yadırgama derken bir aydır uykusuzum. Sabaha karşı uyuyorum hep, sarhoş gibi dolanıyorum etrafta.
Bi bavul da mont getirdim, soğuk denen bişey yok. Boşa yük etmişim iyimi.

Evimi özledim mi? Özledim galiba. Ama işveç'i hayır.


İlk izlenimler hem olumlu hem de olumsuz. Trafik berbat mesela, kimse kurallara uymuyor. Ehliyetim var ama burda cesaret edipte araba kullanıcağımı pek sanmıyorum, ecelime susarsam belki kullanırım..

Daha bir ay bile olmadı ülkeye döneli ama görüyorum 11 sene uzak kalarak pek bişey kaçırmamışım. Bir gıdım ilerleme olmamış.

Ankara'ya Avrupa'nın en büyük parkını yapıyorlarmış. Ulan siz önce bi kaldırımlardaki çukurları düzeltin..Ulan dedim afedersiniz, böyle de kabayımdır siyaset mevzu bahis olunca. Öhöm.

Yapay göller, bilmem ne bulvarları, teleferikler. Diyorlar ki marmaray yapılmış. Bunların sizin geleceğinize faydası ne? Geçin bunları. Engelliler için doğru dürüst tuvalet var mı? Geçecek zemin var mı? Her yer neden basamak?
Engellilerin bu ülkede yaşamaya hakkı yok zaten, sokağa da çıkmasınlar. Otobüs ve metrolara zaten hiç binmesinler, niye binecekler ki. Park lazım bize park. 

Çocuk arabasıyla yürüyüşe çıkmak bile o kadar zor ki.


Statü farkı gözetip, ben senin üstünüm astınım muhabbeti yapıp insanları aşağılayan sınıf ayrımı yapan hadsizleri hiiiççç demiyorum bile.

Başbakana dahi "sen"diye hitap edilir Avrupa'da,Krallar bile böbürlenmez. Ama Türkiye'de kıytırık kıçı boklu bi müdür ahkam kesiyor millete.

Çocukların, gençlerin devlet tarafından öldürüldüğü bir sistemde yöneltilmekten de ayrıca tiksiniyorum. Ülkemi seviyorum ama sistemin ağzına ediyim afedersiniz.


Türkiye'deki bütün arkadaşlarım tarih tozlu sayfalarında kaybolmuş. Çok yalunuzum. ;/  "Tr şubesi kanka adayları sınavı" yapcam. Kafa dengi Ankaralı hatunları bana başvursun.


Güldüğüme bakmayın genç yaşta bezdim bu hayattan.. Hayatımda köklü değişimler yapmamın da pek bi etkisi olmadı gibi. Tebdil-i mekan gibi ferahlığıno seveyim senin. Gerçi daha yeni geldik dur bakalım ama  İçim kırıştı, çöktü resmen. ruhuma botox yaptırsam canlanır mıyım ki.



Bakalım ilerleyen günlerde biscolata mood'um haklı çıkacak mı? Çıkmazsa Aldığınız para haram ülen size !

Söz veriyorum yine gelicem, beni özlemeye devam edin. Seviyorum sizi. 

İnstagramda daha aktifim oraya gelin. 

İnstagram : ella_stockholm


11 Ocak 2014 Cumartesi

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın

On yıldır stabil olan hayatımda hergün "hiç mi değişiklik olmaz insanın hayatında" diyerek veryansın ettim durdum. Evren sesimi duymuş olacak ki 2014'te köklü bi değişim getirdi hayatıma. Bunca yıl ufacık bile bi değişiklik görmeyen bünye, rutin hayata o kadar alışmıştı ki bu kadarı deprem etkisi yarattı haliyle. Asıl soru şu aslında "herşey daha mı güzel olacak, yoksa daha mı kötü?" . Tam bir muamma.

 Şemsi Tebrizi şöyle demiş; 

"HAKK'IN KARSINA CIKARDIGI DEGISIMLERE DIRENMEK YERINE TESLIM OL. BIRAK HAYAT SANA RAGMEN DEĞIL, SENINLE BERABER AKSIN.
 DUZENIM BOZULUR, HAYATIMIN ALTI USTUNE GELIR DIYE ENDISE ETME. NEREDEN BILIYORSUN HAYATIN ALTININ USTUNDEN DAHA IYI OLMAYACAGINI? "

Küçük bi ipucu veriyim; artık sizlere mesafe olarak daha yakın olucam :) 

Farklı ve güzel yıllar dilerim hepinize.






29 Aralık 2013 Pazar

"Çay kalabalıkta içilir, kahve yalnızlık ister"

Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi.


Oğuz Atay
 
 


Çaysız olmaz hafız. Çay love you <3 p="">
 







İnstagram : ella_stockholm

27 Aralık 2013 Cuma

Böyleyken böyle işte.


 ”Her yola çıktığımda güzel şeyler hayal ettim aslında. Ama işte iyi niyet iyi bir yaşantı için yeterli olamıyor.” 

Ali Lidar